Sign up Log in
English Language Institute

English Language Institute

speak english
7 Oct
ENG45  0

İngilizce Terimler - Dokuzuncu Bölüm

 

 

 

 

Under (one’s) breath

( Fısıltıyla – kısık sesle – bir şeyi alçak sesle sözlemek – mırıldanmak )

In a whisper

 

Although Helen was angry with her supervisor, she didn’t say anything to him. She just walked away mumbling under her breath.

( Helen patronundan çok üzgün olsa da, ona hiçbir şey söylemedi. Sadece mırıldanarak uzaklaştı. )


 Absent-minded

( dağınlık fikirli – dalgın )

Forgetful

 

In America, there are many jokes about absent-minded professor.

(Amerika'da, dalgın fşkşrlş  öğretmenlerle  ilgili birçok şakalar var.)

 


 Bear in mind

( zihinde tutmak – aklında tutmak – göz önünde bulundurmak - unutmamak)

To remember

 

Bear in mind that you promised to babysit for me this evening.

(Bu akşam benim için bebek bakacağına söz verdiğinizi unutmayın.)

 


 Bring to mid

(aklına getirmek – hatırlamak – anımsamak )

To remind

 

My son’s graduation brought to mind my own school days.

(Oğlumun mezuniyeti bana okul günlerimi hatırlattı.)

 


 By heart

(ezberden – kalpten )

From memory

 

Baseball fans learn every score for the whole season by heart.

(Beyzbol taraftarları bir sezondaki tüm puanları ezberleyebilirler.)

 


 Come to mind

(aklına gelmek – hatırına gelmek )

To be recalled, remembered

I knew that I met him once before, but his name wouldn’t come to mind.

(Onu önceden bir kez gördüğümü biliyordum, ama onun adını hatırlamıyordum.)

 


 Cross (one’s) mind

(aklından geçmek – aklına/hatırına gelmek)

To occur in one’s mind, to be thought of

 

I knew that restaurant was popular, but it didn’t cross my mind to make reservations.

(Restoranın popüler olduğunu biliyordum, ancak rezervasyon yapmak aklımdan geçmedi.)

 


 Get mixed up

(kafası karışmak)

Every time my boss explains the new sales plan, I get mixed up.

(Patronum yeni satış planını her açıkladığında, kafam karışıyor.)

 


 Just so much

(Çok az - Belirli veya sınırlı miktarda)

A specific or limited amount

 

We couldn’t buy it. We had just so much to spend.

(Biz onu satın alamadık. Harcayacağımız çokaz para vardı.)

 


 

 

 

 

 

Online İngilizce Eğitimi ENG45.com


  Register

Comments (0)

Send Comment


Message

want to learn English Online

English educational institution 2010-2019.

Golden Global Co. © All Rights Reserved.